8 Nisan 2015 Çarşamba
isimsiz/kendi adıyla
İsimsiz / Kendi adıyla
Bazı günler var, kıpır kıpır insanın içi, hissiyatı.
İsimsiz birini düşünürken, düşlerken.
Bilmediği, tanımadığı, görmediği bir yüzü düşlerken.
İsimsizi, kendi adıyla gelsin diye beklerken.
Bugünün öyle olacağını bilerek düştüm sokaklara.
Ayaklarımın beni sürüklediği yerlere gittim.
Sokaklar, otobüs durakları, banklar, hatta süpermarketler.
İsimsizi arıyordum; ama soramadım kimseye ismi olmadığından.
Bulamadım; arayınca bulamaz ya insan.
Ümidim kırılmadı ama; burada bir yerde olmalıydı.
Denize koştum sonra, belki içinden çıkıp gelir diye.
Gelmedi.
Gökyüzüne baktım, yıldızlara yakın mı diye.
Yoktular.
Sağıma soluma baktım.
Karanlık.
Belki içimdedir dedim, seslenmek istedim.
Yapamadım. İsimsizdi.
İsimsizi nasıl çağıracağımı bilemedim.
Yaşlı bir kadın gülümsedi bana.
Griyle karışmış sarı saçları, masmavi gözleri, yeşil hırkası, yumuşacık buruşuk
ellerini uzattı yaşlı kadın.
“Burada,” dedi. Elime bir kağıt sıkıştırdı.
Bir adres yazılıydı kağıtta.
Bir de papatya verdi adresle beraber.
“Bunu ona ver,” dedi.
Kadına sıcak bir gülümseme ile karşılık verdim.
Adrese doğru koşmaya başladım.
Ben koştukça adres siliniyor, papatyadan bir yaprak dökülüyordu.
Duruyordum, her şey duruyordu.
Adımımı tekrar attıkça etrafımdaki dünya yavaş yavaş yok oluyordu.
Ne yapmalıydım?
Papatyayı saklamam gerekti; adresi aklımda tutmam.
Son kez bakıp adrese ezberledim gideceğim yeri.
Sıkıca kapadım papatyayı ve dökülen yapraklarını avucumun içine.
Koşmaya devam ettim.
Dünyayla beraber hafızam da siliniyordu şimdi.
Papatyanın yaprakları da sonsuzluğa karışıyordu zihnimden uçan her bir kelime
ile beraber.
Vazgeçmeyecektim.
Koşmaya devam ettim.
İleri, ileri, hep ileri.
Sonra bir kez arkama baktım.
Biliyordum ki ne taşa ne de tuzdan bir direğe dönecektim.
Bir tren istasyonu vardı arkamda.
Sonsuz bir papatya bahçesinin içinde.
Durdum. Soluk alıp verişlerim normale döndü.
Tek bir tren vardı istasyonda.
Biri indi içinden.
İsimsiz biri. Tanıdık yüzüyle, gülümsemesiyle, sıcacık elleriyle.
Ben kim olduğunu bilmezken, o bilindik kendi adıyla geldi.
Avucumu açtım, ona papatyayı vermek istedim.
Yoktu.
İçimdeki üzüntü yerini aniden şaşkınlığa bıraktı.
Avucumda teker teker yaprakları kaybolan papatya onun elindeydi şimdi.
Elini bana uzattı.
Sıcaktı. Papatyayı usulca elime bıraktı.
Gözümün içine baktı. Gülümsedi. Gamzeleri belirdi yanaklarında.
El ele yürüyüp çıktık istasyondan.
Her yerde papatyalar.
İsimsiz bugün bana geldi, kendi adıyla.
Bilmediğimi sandığım en tanıdık yerden, zamandan.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder